Düşündüğümüz kadar mı insanız yoksa hayal kurduğumuz kadar mı? Bunun ikileminde yol almaya çalışmak, bunun gölgesinde serinlemeye çalışmak ve bununla yaşamaya çalışmak… Bu üç olgu da bize değişik anlamlar ve değişik türde inanışlar sağlıyor. Din, dil ve ırk gözetmeksizin bunca yıllık birikimlerin ortaya çıkardığı şey ise insanların başarabildikleri.
Hani bir laf vardı, “Bir ben var benden içeri” diye. Hep anlamını kendi içinde bulmaya çalışanlardan biriyim. Benden içeride bir ben daha varmıdır/olmalımıdır/olabilme olasılığı kaç kare küptür? İşte bu sorunun muammalığından da sıkıldım. Başlıktaki sıkılgan ruhlu görünen ama bir o kadar cürretkar takılabilen, hafif duygusal, hafif küpe taktığı için
Bugün bir film izledim. Güzel bir filmdi. Yabancı dilden çat pat çevrilmiş bir altyazı da olsa allahtan film İngilizce olarak seslendirilmişti diye şükür ettim :) Filmden sadece bir sahnesinden etkilenerek bu başlık geldi aklıma. İnsanların bazen olmadıkları şeye bürünme çabalarını hatırlarsınız. Hatta ergenlik döneminden geçerken çoğumuz bu ‘bürünme’ olayına
Hayranlıkla izliyorum aslen etrafımda gelişenleri. Rabbimin ‘Yürü Ya KULUM‘ dediği kişileri görüyorum. Ve kendime de şöyle bakıveriyorum aslında. Yürüsene be ya KULUM durumu var. Yavaştan almak kötü birşey hayatı. Uyku ve Trans durumu arasında gidip gelmelerimin ne anlama geldiğini hala anlayabilmiş değilim. Bir Rüya görüyorum ama sonunu hiç hatırlayamıyorum
Yeni Yollar Aramak gibisi yok
Beklemek kadar narin olacak bir iş aslında
Yeni yollar aramak su gibi birşeyleri içmek gibidir.
Bence öyle…